AKP iktidarı döneminde yolsuzluk, hırsızlık rüşvet gibi kadın cinayetleri de başını almış gidiyor. Bu olaylar, artık neredeyse “olağan” olaylar haline gelmiştir. Haber programlarında kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet vakaları hava raparu verilir gibi günlük haber olarak verilmektedir. Özgecan vahşeti, Türkiye’de kadına yönelik şiddetin boyutlarını çıplak bir şekilde gözler önüne sergiledi. Diğer kadın cinayetlerinde olduğu gibi Özgecan cinayeti de siyasi bir cinayettir. Özgecan cinayeti, AKP’nin 12 yıldan beri sistemli olarak kadınlara yönelik izlediği düşmanca politikaların sonucudur.
AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET ARTTI
İşte AKP döneminde kadına yönelik şiddetin feci raporu:
– Genel olarak şiddet, % 1400 arttı;
– 5400 kadın, şiddet sonucunda öldü;
– Çocuk gelinlerin sayısı, 181.000’e ulaştı;
– Hergün en az 5 kadının öldürülüğü Türkiye, kadın-erkek eşitliği sıralamasında, dünyada 132 ülke arasında 127′nci sıraya ulaştı.
Çeşitli kurumlarca açıklanan bu raporlara, resmi kayıtlara girmeyen kadın cinayetleri
ve çeşitli saldırılar da eklendiğinde, bu sayıların daha da fazla olacağı açıktır.
Türkiye’de kadın cinayetlerinde ve çeşitlı şiddet olaylarında görülen bu artış, tesadüfi bir olay değil; tam tersine AKP iktidarının kadın politikasına denk düşen bir gelişme izliyor. Başta Tayip Erdoğan olmak üzere bütün hükümet temsilcileri, sözcüleri, kadın cinsine yönelik, aşağılıyıcı, küçümseyeci, değersiz ve eşit olmadıklarını her fırsatta milyonlara seslenerek, kadınlara karşı zehirlerini kusmaktalar. Cumhurbaşkanı her fırsatta “kadınların eşit olmadığını” söylemektedir. Bu gibi sözler, AKP milletvekilleri başta olmak üzere çeşitli tarikat şefleri, “hoca”, “imam”, “profesör” sıfatlı zatlar tarafından da sistemli işlenmekte ve toplumda kadını her yönüyle değersizleştiren algılar yaratmaktadır. Bu koroya, ne olduğu belli olmayan, “sanatçıyım” diğen bazı popüler zatlar da katılarak, söylem ve açıklamalarıyla katılmaktalar, hükümetin gözüne girme ve pay koparma hırsıyla, kadına yönelik düşmanca politikalara destek vermekteler. Ve elbette ki, bu saldırganlığın en büyük, en önemli aracı, her zaman olduğu gibi egemen medyadır. Sermayenin ve hükümetin emrindeki gazeteler ve tv’ler, bu gerici, kadın düşmanı politikaların daha geniş kesimlere ulaşması için, toplumda kadın düşmanı, kadını aşağılayıcı genel bir algı oluşturmak için var güçleriyle uğraşmaktadırlar.
Toplumun büyük bir kesiminin tepkisini alan Özgecan Aslan cinayeti sonucu, AKP’nin kadın politikaları toplumun değişik kesimleri tarafından yeniden ve daha yaygın tartışılmaya başlandı. Daha düne kadar başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitinglerinde şu ifadelerle konuşarak, hükümetin kadın cinsine yönelik bakış açısını ortaya koymuştur:
“Kadınla erkek eşit değildir,” “Kadın erkek eşitliği doğaya aykırıdır,” “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir.” “Kadının öncelikli olarak rolü anneliktir.” “Her kadın en az üç çocuk doğurmalı.” vb.
Erdoğan’dan geri kalmak istemezcesine, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise: “Kadın, herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacak.” “Nerde o yüzüne baktığımızda hafifçe yüzü kızarabilecek, boynunu öne eğecek, gözünü bizden kaçırabilecek iffet sembolü hayal sembolü kızlarımız…” yollu açıklamaları ile, kadını aşağılayan açıklamalar yapmaktadır.
AKP hükümeti, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, meclis üyeleri hepsi birer birer, Özgecan cinayeti ardından toplumda yükselen güçlü tepkilerin ve protestoların etkisiyle, “ne kadar üzüldüklerini” söyleyip sahte gözyaşı dökmeye başladılar. Başbakan Davutoğlu, “kadına uzanan elleri kıracağız!” diyerek yuksek perdeden nutuklar atarken, tam da aynı saatlerde Özgecan cinayetini protesto eden kadınlar polisin şiddetli saldırısına uğruyordu. Protestocu kadınlar ve halk, polisin coplu, gazlı saldırıları eşliğinde vahşice yerlerde sürüklenip tutuklanıyorlardı. AKP hükümetinin “kadına saygı”dan anladığı sadece ve sadece bu idi: Bir yandan güzel sözlere sarılı demagojiler ve diğer yandan ise polis copu, gazı ve toması idi. Devletin bu acımasız şiddeti karşısında, onların yaptıkları ikiyüzlü açıklamalar, sahte timsah gözyaşları kimleri inandırabilir ki!
Kadın cinsini aşağılayan, kadınları hiçe sayan görüşler, sanki onlara ait değilmiş gibi, ardından tv ekranlarında döktükleri o timsah göz yaşları onları asla aklayamayacaktır!
Bir tarafdan kadın cinayetlerinin politik olarak alt yapısını oluşturun, diğer taraftan da bu cinayeti işleyenler “cezasız kalmayacalar” deyin! Bu kadar ikiyüzlülük olmaz!
Özgecan cinayeti de, bütün kadın cinayetleri gibi, siyasi bir cinayettir ve bunun hesabı da mutlaka sorulmalıdır! Kadın cinayetlerini gerçekleştirenler kadar, azmettirenler de suçludur! Katilleri ve tecavüzcüleri hak ettikleri cezalara çarptırmayıp yeniden sokağa salanlar, “hafifletici nedenlerden dolayı” deyip göstermelik cezalar verenler, “mahellenin namusu” deyip kadınları maço erkeklere dövdürenler, “dinimizin gereğidir” deyip kadınları ve kız çocuklarını eve kapatanlar, onlar üzerinde her türlü eziyet edenler!…. Gerek Özgecan cinayetinde ve gerekse de öldürülen, tecavüz edilen bütün kadınlara karşı uygulanan hükümet ve devlet politikaları sorgulanmadan, sorumlulardan hesap sormadan, bu tecavüz ve cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değildir!
